|
|
Ekonominin İşleyişi
Liberal ekonomide ekonominin itici gücü, serbest piyasa düzeninde
özgürce işlev gören birey ve bireysel girişimlerdir.
Liberal Demokrat Parti, bireysel yeteneklerin rekabete dayalı
liberal sistemde en iyi şekilde değerlendirileceğine; bireyin ve
toplumun yaratıcı gücünün, dinamik müesseselerin özgürce oluşmasının
başlıca nedeni olacağına içtenlikle inanmaktadır.
Liberal modelin benimsenmesi sonucu gelişecek sosyal ve ekonomik
yapı, insan refah ve mutluluğunun en sağlam teminatı olacaktır.
Liberal anlayışa göre, devletin ekonomiye müdahale etmesi yani,
devletçilik, devlette çalışan memurlar ve işçiler de dahil olmak
üzere, herkesin ve toplumun aleyhinedir. Neden?
Doğası gereği olarak devlet, dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir
sistemde kaliteli ve ucuz mal, hizmet üretemez; üretememiştir.
Üstelik, ürettiği pahalı mal/ hizmetin faturası da, yüksek
vergilerle yine bireye ve topluma yansır.
Devletin bu şekilde oluşturduğu sınırlı ve kısıtlı "pasta", toplumun
her düzeyindeki bireye yine, son derece sınırlı ve adil olmayan
biçimde dağılmaktadır.
Rekabete dayalı liberal ekonomide devlet, sanayi ve ticaret dahil,
hiçbir ekonomik faaliyet içinde yer almaz; ekonominin işleyişine
hiçbir şekilde müdahale etmez.
Devlet, özel sektörün paraya tahvil edemeyeceği, kâr edemeyeceği
(örneğin, altyapı) projelere girebilse de; bu durumda dahi, özel
sektörün olanakları sonuna kadar araştırılır ve bu tür yatırımları
da özel sektörün üstlenebilmesinin yolları araştırılır, bunu teşvik
edecek sistemler geliştirilir.
Öngörülen bu sistemde devletin büyük bütçelere gereksinimi yoktur ve
dolayısıyla, enflasyonist ortam oluşmaz, vergiler makul düzeylere
iner.
Liberal Demokrat Parti Türkiye'nin iç ve dış pazarlarda rekabet
gücünün artması için, finansal, mali vb politikalarda köklü yapısal
düzenlemelere gidilmesini başlıca hedefi olarak görmektedir.
Yakın Geçmiş
Ekonominin belirleyicisi siyasi irade yani, siyasi tercihlerdir. Bu
bakımdan, yakın geçmişimize bir göz atmak, hangi siyasi tercihlerin
ekonomimize nasıl yansıdığını değerlendirmek gerekir.
Liberal Demokrat Parti aşağıda yer alan değerlendirmelerinde yer yer
gelmiş geçmiş iktidarların eleştirisini zorunlu olarak yapacaktır.
Ancak, bilinmelidir ki, biz dün ile değil, bugün ve gelecek ile
ilgiliyiz çünkü, Türk insanı ve Türk halkının dünden aldığı dersini
tamamladığına ve artık, yarın ile ilgilendiğine inanıyoruz.
Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllar ve çok partili parlâmenter düzene
geçtiği dönemde Türkiye, ekonomisinde görece gelişmeler kaydetmekte
birlikte, 80'li yılların başına kadar tümüyle kapalı bir düzende,
devletçilik anlayışı ile yönetilmiş; bu nedenle de, hızla gelişen
dünyanın kalkınmakta olan ülkeler grubundan bir türlü çıkamamıştır.
II. Dünya Savaşı'nı izleyen yılların hızlı ekonomik kalkınma için
sunduğu olanaklar, maalesef değerlendirilememiş; dönemsel olarak
görece hızlı kalkınma iki ayrı dönemde yaşanmıştır: 50'li ve 80'li
yıllarda Demokrat parti ve Anavatan hükümetleri dönemlerinde.
Türkiye'nin çok partili parlâmenter sisteme geçişini de, 1950 öncesi
sergilediği yapıcı muhalefet üslûbu ile önemli ölçüde kolaylaştıran
Demokrat Parti, 1950-54 arasında bir dizi liberal ekonomi
politikasını yürürlüğe koymuştur.
Bu noktada, Cumhuriyet tarihinde ilk kez Türk halkı ve Türk insanına
girişim yeteneğini ispat etme. şansı veren bu dönemin
politikacılarını, başta Adnan Menderes olmak üzere, minnetle
andığımızı belirtmek isteriz.
Dünya ticaretinin geliştiği ve genişlediği 60 ve 70'li yıllarda
göreve gelen hükümetler DP ile başlayan bu liberalleşme hareketini
devam ettirememiş ve bu dönemde Türkiye, hızla kalkınan Güney Kore
gibi ülkelerin bile gerisinde kalmıştır.
80'li yıllarda ANAP hükümetlerince gerçekleştirilen bazı köklü
reformlarla ülkemiz ekonomisi ilk kez dünyaya açılmış; benimsenen
rekabete dayalı serbest piyasa düzeninde Türkiye, dünyada
korumacılığın arttığı bu dönemde bile, hızlı kalkınma imkânına
kavuşmuştur.
80'li yıllar Türk insanının ve halkının girişimci, cesur, yaratıcı,
yetenekli ve üretken kimliğinin adeta sınavdan geçmesine yol açmış
ve Türkiye bu sınavı başarıyla vererek, tümüyle, özgür, dünyaya açık
bir düzende mucizeler yaratabileceğini kanıtlamıştır.
Bu noktada da, dönemin politikacılarını başta Turgut Özal olmak
üzere, minnetle andığımızı ifade etmek isteriz.
Ancak, 80'li yılların belki de siyasi koşulların dayattığı temel
zaafı, yine devletçilik anlayışının tam anlamıyla terk edilememiş
olmasıdır.
Bu dönemde devlet piyasalara müdahalesini sürdürmüş; yer yer
bireysel girişimin, özel sektörün en çetin, en acımasız rakibi
olarak ekonomide rol almıştır.
Özelleştirme programı başlatılmakla birlikte, tamamlanamamıştır.
Sosyal devlet aldatmacası ile gerçekleştirilen altyapı ve savunma
projeleri ile, görüntüde devlet ama, sonuçta bu ülkenin insanları,
altından kalkılamayacak boyutlarda iç ve dış borca mahkûm
edilmiştir.
Yine aynı dönemde, rekabete dayalı serbest piyasa düzeni ve dünyaya
açılmanın gerektirdiği ve ekonomik olduğu kadar, siyasi ve idari
yapısal reformlar da istenilen ölçüde gerçekleştirilememiş; anayasa,
devlet yönetimi, bürokrasi, mali ve finansal kurumlar vb konularda
köklü düzenlemeler yapılamamıştır.
80'li yılların sonu ve 90'lı yılların başından itibaren yaşanılan
siyasi istikrarsızlık, ekonomik yaşama dev aynasından yansırcasına,
yansımış; özellikle, ekonomide varılan noktadan doğru kararlarla
ivme şansı heba edilmiştir.
Komünist bloğun çökmesi ile Türkiye'nin önüne çıkan eşsiz fırsatlar
değerlendirilememiş; ne siyasi ne sosyal ne de ekonomik alanda
kararlı ve cesur adımlar atılamamıştır.
Bugün

Bugün, devletçilik anlayışının bir ürünü olan kamu borçlanması,
kabul edilemez boyutlara çıkmış; 80'li yılların sonunda %26'lara
ulaşan ulusal tasarruf hızla düşmüştür. Bunun anlamı, devletin
borçlanma gereğinin, ekonominin tüm tasarruflarından fazla
olmasıdır.
Uygulana gelen ekonomik sistemde neye güvenerek yapıldığının
anlaşılması zor olan bu büyük borcun tamamı, tüm vatandaşlarımızın
sırtındadır ve onlar tarafından ödenmesi beklenmektedir. İşin
dramatik yönü, yaratılmış bulunan ortamın vatandaşlarımızın girişim
gücünü, yaratıcılığını, üretkenliğini tümüyle köreltici mahiyette
olmasıdır. iş yapmak, üretmek çok zor hatta, imkânsız hale
getirilmiştir. Özelleştirme konusu ise hâlâ sürüncemededir.
Vergiler son derece adaletsiz ve gerçekçilikten uzak bir sisteme
oturtulmuş olması nedeniyle, gerçekleştiği oranlarda
toplanamamaktadır. Oluşan vergilerin tümünün toplanabilmesi halinde
bile, devlet iç borçlarının sadece bir bölümünü karşılayabilecektir.
Özetle: Bugün Türkiye siyasi ve sosyal alanlarda olduğu gibi,
ekonomik alanda da çok ciddi bir istikrarsızlık dönemine, bir kez
daha girmiş bulunmaktadır. Dahası, ülkemiz Cumhuriyet tarihinin en
ağır, en buhranlı, çöküntülü yıllarını yaşamaktadır.
Böylesi bir ortam, tartışmasız biçimde ekonominin itici gücü
olduğuna inandığımız, üretkenliğinden medet umduğumuz bireyin, özel
girişimcinin elini, kolunu bağlamakta; üretkenliği yok etmekte; özel
girişim üzerinde caydırıcı rol oynamaktadır.
Sokaktaki insan çaresiz, mutsuz, endişeli ve karamsardır. Bireysel
ve toplumsal huzur ve mutluluk her zamankinden daha uzak
görünmektedir. Oysa, ülkemiz öz kaynakları itibariyle çok kısa
sürede dünyanın lider ülkelerinden birisi olabilecek potansiyele
sahiptir. Devlet yönetiminde ve ekonomik sistemde köklü reformlar
yapmamız; bireye değer veren, bireyi ön planda tutan, bireyin
yaratıcı ve üretken gücüne içtenlikle inanan yepyeni bir sistemi,
liberal sistemi, cesur kararlarla, tam anlamıyla hakim kılmamız;
genç ve inançlı kadrolarla yürüterek, geliştirmemiz gerekmektedir.
Liberal Demokrat Parti, ekonomik gelişmenin amacının da, aracının da
insan olduğu anlayışı ile, bireyin ve bireyin oluşturduğu kurumların
tam anlamıyla özgür, özgür olduğu kadar akılcı bir ekonomik sistemin
kurulmasını hedef almakta; bu amaçla ülkemiz ekonomisini yeniden
yapılandırmayı amaçlamaktadır.
II.l. Ekonomide Devletin Yeri
II.l.l. Devlet icra etmez, yönetir. Bu anlayışla, devlet hiçbir
ekonomik faaliyet içinde yer almayacak, rol oynamayacaktır.
Böylelikle, devletin harcamaları azalacak; yüksek enflasyona yol
açarak, ekonomiyi felç eden kamu açığı yani, devletin iki yakasını
bir araya getirememesi durumu ortadan kalkacaktır.
II.l.2. Devletin çalışması her düzeyde verimlilik esasına
dayandırılacak; sınırlı sayıya indirgenecek ve orada tutulacak olan
kamu personeli, üretkenlik ve başarı esasına göre, hak ettikleri
düzeyde ödüllendirilecektir.
II.l.3. Merkez Bankası'nın görevi sadece ve sadece ekonominin
ihtiyacı kadar para basmak olacaktır.
II.l.4. Bütün kamu iktisadi kuruluşları (KİT'ler) özelleştirilecek;
rasyonel çalışması mümkün olmayanlar, kapatılacaktır.
II.l.5. Devletin ekonomideki başlıca görevlerinden biri, serbest
piyasa düzeninde rekabete dayalı sistemin işleyişini yasalarla
güvence altına almak; diğeri ise, tekelleşme ve tröstleşmeyi
engellemek olacaktır. Girişimciyi olduğu kadar, tüketiciyi korumaya
dönük bu görevini devlet yasal düzenlemeler ve bağımsız, etkin yargı
tesisi ile ifa edecektir.
II.2. Vergi ve Teşvik
II.2.l. Gerek iç, gerek dış finansman sektörleri tümüyle vergiden
muaf tutulacaktır. Böylelikle, finansman maliyetlerinin düşürülmesi
ve ekonomik aktivitenin canlandırılması öngörülmektedir.
II.2.2. Vergilendirmede esas, belirli bir sektör için haksız rekabet
yaratmamaktır.
II.2.3. Vergi mevzuatı basitleştirilecektir. Vergiler genel olarak %
10 seviyelerine düşürülecek ve böylelikle, vergi verme
özendirileceği gibi, kapsamı da yaygınlaştırılmış olacaktır.
II.2.4. Vergi denetimi ve vergi toplama işi özel kuruluşlar
aracılığı ile ve en etkin yöntemler kullanılarak,
gerçekleştirilecek; vergi ödememenin cezası ağırlaştırılacaktır.
II.2.5. Progresif vergi (gelir dilimine göre tahakkuk ettirilen
vergi) uygulaması kaldırılacaktır.

II.2.6. Teşvikler kaldırılacak; bu amaçla kurulmuş bulunan DPT
dahil, tüm kamu kuruluşları kapatılacaktır.
II.2.7. Yöresel ve sektörsel teşvik, vergi politikaları ile
sağlanacaktır.
II.2.8. Yerli ve yabancı medya ve kültür sektörleri tümüyle vergiden
muaf tutulacaktır. Böylelikle, Bilgi Çağı'na uyum hızlandırılacak;
özellikle yabancı medya, kültür kurum ve kuruluşlarının Türkiye'yi
merkez edinmeleri özendirilecektir. Bu ortamın yaratılması ülkemizin
dünya ile entegrasyonu ve imajı bakımından son derece yararlı
olacaktır.
II.2.9. Vergi ile teşviklerde devlet, süre taahhüdü vermekle
yükümlendirilecektir.
II.3. Mali Piyasalar ve Sigortacılık
II.3.l. Bankalar ve finans kurumları gibi, halkın tasarruflarını
ekonomiye kanalize eden kuruluşlar vergiden muaf tutulacaktır. Bu
kuruluşlar sadece yıllık kârları üzerinden gelir vergisi ödemekle
yükümlü olacaklardır.
II.3.2. Mali piyasalara yönelik uygulamalarda temel amaç, mali
piyasalarda rekabetçi ortamın gelişmesidir.
II.3.3. Bu anlayışla, piyasa mekanizmasının işleyişi ve işleyiş
kuralları tüm mali piyasalara egemen kılınacak; para ve sermaye
piyasaları ile, bu piyasalara özgü kurum ve kuruluşlar bütünlük
içinde ele alınarak, yeniden yapılandırılacaklardır. Mali piyasalara
güvenin pekiştirilmesini de öngören bu anlayış, bu piyasaların
ekonomiye kaynak aktarımı gibi, asli işlevlerini en iyi şekilde
yapmalarını sağlayacaktır.
II.3.4. Türkiye mali piyasalarının dünya mali piyasaları ile
bütünleşmesi sağlanacak; bu piyasalarda yatırımcının korunmasına
dönük tüm düzenlemeler yapılacaktır.
II.3.5. Sermaye piyasalarını geliştirmek ve bu piyasalara istikrar
kazandırmak amacıyla, şirketlerin halka açılmasını kolaylaştıracak
mevzuat değişiklikleri yapılacaktır. Bu durum ise sermayenin tabana
yayılmasına ve gelir dağılımının düzelmesine katkıda bulunacaktır.

II.3.6. Türkiye sermaye piyasası, uluslararası standartlara
kavuşturulacaktır. Bu yolla piyasanın açıklık, güven ve istikrar
içinde işlemesi temin edilecektir.
II.3.7. Halkın aydınlatılması ve bilgilendirilmesi amacıyla,
yatırımcıların karar alma sürecinde kullandıkları bilgilere doğru ve
düşük maliyette ulaşmasına yönelik düzenlemelere gidilecektir.
II.3.8. Yatırımcıların, mali kuruluşlar karşısındaki haklarının
korunmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılacaktır.
II.3.9. Kamu bankaları özelleştirilecek, devlet bankacılık ve finans
sektöründen çıkarılacaktır. Banka mevduatları, özel sigorta
şirketleri tarafından sigortalanacak; her banka, mevduatının hangi
sigorta şirketi tarafından ve ne kapsamda sigortalandığını halka ve
mudilerine açık biçimde duyuracaktır.
II.3.10. Mevduatını sigorta kapsamında bulundurmayan bankaların
faaliyetine izin verilecek ancak, bu bankaların da mudilerini bu
bağlamda en açık biçimde bilgilendirmeleri koşulu getirilecektir.
II.3.11. Banka kurmak kolaylaştırılacak; bankalar isteyen herkes
tarafından, herhangi bir şirket gibi özel izin alınmaksızın
kurulabilecektir.
II.4. Dış Ekonomik İlişkiler ve Yabancı Sermaye
II.4.I. Dış ekonomik ilişkilerde öncelik, Türkiye'nin sınır
komşularına verilecektir. Liberal Demokrat Parti, komşularımızın
refah ve mutluluğunun, kendi refah ve mutluluğumuz kadar önem
taşıdığına inanmaktadır.
II.4.2. Aynı anlayışla, gümrüklerin tümüyle kaldırılması esas
olmakla birlikte öncelikle sınır ticareti serbest bırakılacaktır.
II.4.3. Dünya ülkeleri ile ekonomik ilişkiler genel olarak liberal
politikaların oluşturacağı çerçeveye oturtulacaktır. Bir diğer ifade
ile, Türk insanının girişim gücüne tam özgürlük tanınırken; Türkiye
de dünya girişimcisine de aynı özgürlük tanınacaktır. Liberal
Demokrat Parti bu tutumunun dünya barışına da büyük katkıda
bulanacağına; dünya insanları arasındaki para, mal/hizmet ve insan
gücü trafiğinin yoğunlaşmasına katkının, barış, huzur ve refah
getireceğine inanmaktadır.
II.4.4. Türkiye'nin doğu-batı ve kuzey-güney arasında doğal köprü
olma avantajı sonuna kadar kullanılacak; ülkemiz kapıları ayırım
gözetmeksizin tüm dünya girişimcilerine açılacaktır. Türkiye için
refahın kilidinin ülkemizin eşsiz doğal konumu olduğuna
inanmaktayız.
II.4.5. Büyük blokların dünya, ticaretine hakim olacağı 21.yüzyıla
girerken Türkiye'nin tüm dünya ile ekonomik ilişkilerini canlı
tutmak; tüm tabularından arınmak zorunda olduğuna inanıyoruz.
II.4.6. Bu anlayışla, gümrüklerimiz tümüyle açılarak, gümrük
vergileri sıfıra indirilecektir. Sadece silah, uyuşturucu, tarihi
eser ve silah amaçlı nükler madde için etkin gümrük denetimi
yapılacak; silâh, uyuşturucu, tarihi eser ve silah amaçlı nükleer
madde ticareti yapanlar en ağır biçimde cezalandırılacaklardır.
II.4.7. Türkiye'nin Avrupa Birliği' ne tam üyelik konusuna bel
bağlamaması gerektiğine inanıyoruz. Dolayısıyla, gümrüklerimiz
sadece Avrupa Birliği üyeleri için açılmayacak; tüm dünya ülkeleri
için açılacak ve gümrük vergileri sıfırlanacaktır. Türkiye Avrupa
Birliği'ne girme hedefinden vazgeçmemekle birlikte, bu birliğin
bürokratik cenderesine girmeyi reddedecektir.
II.4.8. Kabotaj Kanunu kaldırılacak; deniz ulaşımı
serbestleştirilecek; tüm liman ve iskeleler özelleştirilecektir.
II.4.9. Yabancı sermayeye hiçbir sınırlama getirilmeyecek; yabancı
sermaye yerli sermaye muamelesi görerek, aynı mevzuata tâbi
kılınacaktır. Böylelikle, finansmanı vergiden muaf tutan ülkemiz
yabancı sermaye için de cazip bir ülke haline gelecektir.
II.4.10. İhracata teşvik verilmeyecektir. Dış ticarette gümrüklerin
kaldırılması, ihracat sektörüne verilebilecek en büyük teşvik olarak
değerlendirilmektedir.
II.4.11. Aynı durum ithalât için de söz konusudur. Silâh,
uyuşturucu, tarihi eser ve silah amaçlı nükleer maddeler dışında,
herhangi bir malın Türkiye'ye sıfır gümrükle ve vergisiz girmesi ve
depolanması mümkün kılınacaktır. Vergi, bu malların ülke içinde
satışından alınacaktır.
II.5. Tarım ve Sanayi
II.5.l. Ülkemiz nüfusunun önemli bir bölümü tarımla uğraşmaktadır.
Tarımda mekanizasyon ve modernizasyonun sağlanması ve tarımın
ticaretin bir parçası haline getirilmesi birincil hedefimizdir
ancak, bu sektörde de alışılagelen teşvik yöntemleri
uygulanmayacaktır
II.5.2. Tarım girdilerinde üreticiye asgari teşvik vergi muafiyeti
yoluyla sağlanacaktır. Vergi muafiyeti, tarımsal ürünlerin
ticaretini yapanları da kapsayacaktır. Bir diğer ifade ile, tarımda
vergi muafiyeti sadece üretene değil, satın alana, depolayana,
işleyene de tanınacaktır. Bu durumun üreticiye dolaylı olarak
yansıması öngörülmektedir.
II.5.3. Toprak Mahsulleri Ofisi, Fiskobirlik vb. kamu kuruluşlarının
faaliyetine son verilecektir. Bu müesseseler devlete bağımlı
olmaları nedeniyle, spekülasyon görevlerini hakkıyla yerine
getirememektedirler. Bu son derece önemli görevin beceriksizce ve
duyarsızlıkla yerine getirilmiş olması sonucu, ödediğimiz vergilerle
ucuz ya da pahalı satın alınan tarımsal ürünler sürekli olarak
depolarda çürütülmüş ya da yakılmış; ne üretici, ne alıcı, ne de
tüketici memnun edilmiştir.
II.5.4. Tarımsal ürünlerde de spekülasyonun önemli işlevine
inanmakta; bu görevin büyük sermayeli yerli ve yabancı özel
spekülatör kuruluşlar tarafından yerine getirilmesini öngörmekteyiz.
Böylelikle, köylümüz çok daha çağdaş ve etkin bir sistemle neyi
üretirse, kaça satabileceğini erkenden ve kesin olarak bilecek;
tarımsal üretimin heba olması önlenecek; sonuçta üretici de,
tüketici de memnun edilecektir.
II.5.5. Devlet herhangi bir sanayi yatırım politikası gütmeyecektir.
Yaratılan liberal ekonomi ortamında sanayicinin bireysel inisiyatifi
ile devletten çok daha çabuk ve doğru kararlar alarak, ülke
sanayiinin gerçekçi biçimde gelişmesinde çok daha etkin rol
oynayacağına inanmaktayız.

II.5.6. Finansmana vergi muafiyeti sağlanması yoluyla sanayi
sektöründe ucuz kaynak yaratılmış olacaktır. Türkiye'nin doğal köprü
konumunun sağladığı pazarlama avantajı ise, sanayicinin en büyük
teşvik kaynağı olacaktır.
II.5.7. Devlet savunma sanayiindeki girişimlerini özel sektöre
devredecektir. Ülkemiz için savunma alanında gerekli en son
teknolojinin ürünleri en ucuz biçimde, kimden ya da nereden temin
edilebiliyorsa, oradan satın alınacaktır. Türk ordusunun çağın en
gelişmiş araç ve gereçleri ile donatılması birincil amaç olmakla
birlikte, yerli savunma sanayiini geliştirmek gibi bir devlet
politikası benimsenmeyecektir.
II.6. Altyapı
II.6.l. Devlet ulaştırma, haberleşme ve enerji olarak tanımlanan
altyapı yatırımlarından tümüyle çekilecek; bu yatırımların özel
sektör kuruluşları aracılığı ile gerçekleştirilmesi ortamı
yaratılacaktır. Devlet sadece özel sektörün paraya tahvil
edemeyeceği altyapı yatırımlarını üstlenecektir (örneğin, köy
yolları vb.).
II.6.2. Devlet özel bir enerji yatırım politikası gütmeyecektir.
Liberal ekonomi ortamında enerji de tıpkı herhangi bir mal/hizmet
gibi, en ucuza ve en etkin biçimde nereden temin edilebiliyorsa,
oradan temin edilecektir.
II.6.3. Aynı durum petrol, kömür, doğal gaz gibi primer enerji
ihtiyacımız için de söz konusu olacaktır.
II.6.4. Enerji konusunda devletin rolü tüketici hakları ve çevre
koruma bağlamında, bireyi ve toplumu gözetme ile sınırlı olacak;
devlet bu görevini kapsamlı yasal çerçeve içinde, bağımsız ve etkin
yargı ortamında gerçekleştirmekle yükümlendirilecektir.
|
|